|

ULUĞBEY
KASABASI

ULUĞBEY KASABASI VE MİSAFİRPERVERLİK;
Uluğbey
topraklarında doğup,Uluğbeylilik
kültürüyle yetişmiş ,halen kasabada
yaşayan veya kasaba dışında
Anadolu’nun diğer kentlerinde ve
yurt dışında yaşayan tüm
Uluğbeyliler ve onların
çocukları,torunları veya yakın
evlatları; konukseverlik
hususunda,çok üstün sahiplenme ve
ilgi gösterme meziyetlerine
ulaşmışlardır.Tanrı katında görülen
misafirin rahat ettirilmesi, yeme,
içme , yatma konularında her türlü
ikramın yapılması,bütün imkanların
sunulması, çok önemlidir.
Uluğbey; Türk köyü olarak
kurulduğu 9.yüzyıldan beri ve
özellikle Veli Baba Sultan’ın
yaşadığı 15. yüzyıl döneminden
sonra;yetiştirdiği talipler ,hak
aşıkları, dedeler, pirler ve
mürşitler
nedeniyle;onur,ahlak,erdemlilik,temizlik,misafirperverlik,
kasabaya gelen konuklara sevgi ve
saygı,hoşgörü,güleryüzlülük
konularında kendilerini mükemmel bir
şekilde yetiştirmişler ve
eğitmişlerdir.

O
dönemde ve halen;kasabaya gelen
misafirler,özellikle devlet erkan’ı
mürşit evi,pir evi ve dede evlerinde
en güzel şekilde ağırlanmışlar ve
ağırlanmaktadırlar. “Misafirin
başımızın üstünde yeri var”düsturu
en somut biçiminde kasabamızda
kendini göstermektedir.O dönemde
çevre İl, ilçe ve kasabalarda
ki,mülki yetkililer;Uluğbey’e olan
sevgi ve saygıları
nedeniyle,özellikle kendi
konuklarına göstermek için,’örnek
köy’ olarak konuklarını Kasabamıza
getirmişlerdir.
Uluğbey Beldesi; her
dönemde olduğu gibi,yaşam
tarzı,temizliğe
düşkünlüğü,ahlaklılığı,onurluluğu,erdemliliği,konuklarına
saygısı,mütevaziliği nedeniyle
‘Örnek Belde’ olarak
bilinmiştir.Geçmiş dönemlerde kasaba
halkı fakir olmasına rağmen;hane
halkı,kendisi gerekirse aç kalmış
ama misafini en iyi biçimde
ağırlamıştır.
Şöyle ki; Kasabaya gelen
Mülk’i erkana, Pir ve Dede
evlerinde;kilerde misafirler için
saklanan tuzlanmış güneşte
kurutulmuş kakaç,yazdan kavrulup
dondurulmuş sızma, kavurma, şarap ve
diğer kışlık mezeler ikram
edilmiştir.Bu ikramlar her zaman
zakirlerin,
ozanların,aşıkların,sazları,nefesleri,buyrukları,
deyişleri,semahları eşliğinde ve
dedelerin, mürşitlerin sohbet ve
muhabbetleri ile devam etmiştir.Veli
Baba Sultan Külliyesi kurulduktan
sonra, Kasaba’ya Dervişlik eğitimi
için gelen talebeler,günlerce
Uluğbey’de ağırlanmış olup,yeme,içme
ve barınma ihtiyaçları kasabalılar
tarafından karşılanmıştır

Kasabalılar,gelen konuklarını çok
mükemmel şekilde ağırlar,ayrılık
günü geldiğinde,çok hüzünlü
vedalaşmalar yaşanır ve karşılıklı
olarak duygulanırlardı. Kasaba’dan
ayrılan konuklar,gördükleri ilgi ve
sevgiyi,gittikleri bölgelerde öve,
öve bitiremezlerdi ve Uluğbeylilerin
konukseverliliğini günlerce
unutamazlardı.Bu konukseverlik ve
dostluk ortamı,günümüzde de civar
beldelerde çok iyi bilinmektedir.
Isparta civarında Uluğbey
deyince akıllara gelen ilk tümceler,
konukseverlik, kültürlülük ve
erdemliliktir.Uluğbey kasabası’nı bu
günlere taşıyan Atalarımıza,
büyüklerimize bu hususta
minnettarız.Ruhları ve mekanları şad
olsun.Günümüzde de bu
konukseverlik,kültürlülük ve
erdemlilik hiç eksilmeden,artarak
devam etmektedir.Halen dışardan
gelip kasaba’da ikamet eden
konukların evlerine, üzüm, elma,
kayısı, kiraz, vişne, badem
vs.yiyecekler kasalarla
gönderilir.Kesinlikle para
alınmaz.Konuklara para karşılığı
meyve,sebze vs. satan
olursa,Kasabalı tarafından
ayıplanır.Bu öğretide göstermektedir
ki,paylaşım,bölüşüm ve dayanışma çok
önemlidir.
Felsefede geçerli olan
kural;ne kadar çok paylaşırsan o
kadar hanenin bereketinin
artacağıdır.Şeyh Bedrettin’in “yarin
iki yanağından gayrı her şeyimiz
helal” tezi aynen geçerlidir.Gelen
konukların kültürlü olması da çok
önemlidir.Kültürlü konukların meydan
ve cemlere alındığı da
bilinmektedir.Hatayi’nin mahlasında
olduğu gibi; “Ela gözlü Pir’im
geldi,Duyan gelsin işte meydan.Dört
kapıyı kırk makamı,Bilen gelsin işte
meydan”.Ne mutlu bu kültürü yaşayan
ve yaşatan Uluğbeylilere.
ULUĞBEY KASABASI VE ERDEMLİLİK;
Uluğbey
toprakları,yetiştirdiği
evlatlarına,Ahlaklılık, ,Onurluluk,
Erdemlilik ve Dürüstlük konularında
çok büyük bir sorumluluklar
yüklemiştir.Uluğbey
Beldesi;kurulduğu dönemden ve Veli
Baba Sultan döneminden sonra,
“Eline,Beline,Diline sahip olma”
felsefesini sahiplenmiş ve
uygulamıştır.
Genel kural; “Gördüğünü
Ört,Görmediğini Söyleme” ilkesi
üzerine
kuruludur.Yani;yalan,iftira,kov,kıybet,dedikodu,fitne,fesat
kesinlikle suçtur ve cezası çok
ağırdır.Toplumun kesinlikle
kabullenmediği ve şiddetle karşı
çıktığı diğer suçlar
ise;ahlaksızlık,hırsızlık,cana
kıymak,mazlumun ahını almak ve kul
hak’kı yemektir.Ahlaksızlığın ve
hırsızlığın cezası çok ağır
olup;ömür boyu düşkünlük cezasına
kadar bile cezalandırılabilir.
Burada belirtilen cana
kıymak konusu da çok ağır ceza
gerektirmekte olup,Veli Baba
Sultan’ın felsefesinde her türlü
cana kıymak suçtur.Yani,Doğa’nın ve
canlıların korunması çok
önemlidir.Bütün canlıların yaşama
hakkı vardır.Sadece insanların
değil,hayvanların,bitkilerinde
korunması gerekir.Her kim ki!bir
hayvanı katlederse,bir yaş ağaç
keserse,aynı bir insanı katletmiş
kadar suçlu sayılır ve toplumda
itibarı zedelenir. “Yaş Kesen,Baş
Keser”ilkesi mutlak surette
geçerlidir.

Kasaba
halkı bu konuda o kadar bilinçlidir
ki,hiç kimsenin hata yapmaya hakkı
yoktur.Öyle ki!felsefenin en önemli
öğretilerilerinden ve kurallarından
birisi olan “ düşkünlük cezası”
nedeniyle,bütün halk hatasız
yaşamayı öğrenmiştir.
Özellikle ikrar verenler ve
ikrarına sadık kalanlar,ebediyen
toplumun kabullenmediği ve
istemediği hiçbir suçu
işleyemezler.Kasaba halkı geçmişten
beri kendisini devamlı olarak Dar’da
görerek sorgulamıştır.
Bu öğreti,sonra ki yıllarda
o kadar hissedilmiştir ki!Uluğbey
kasabasından ne mahkemelik ne de
kadılık bir olay adli makamlara
intikal etmemiştir.Hatta,çevre
il,ilçe ve kasabalar da ikamet eden
halk;Uluğbey’in yaşam tarzını
takdir-e şayan görerek, “sizler
bizim gibi ibadet yapmıyorsunuz, ama
sizin ahlaki yönünüze, adalet
yönünüze,temizlik
yönünüze,kültürünüze gıpta
ediyoruz,sizler de niçin hiç
mahkemelik olay olmuyor”diye
görüşlerini belirtmişlerdir.
Kasabada ki en küçük suç bile
düşkünlük cezasıyla
cezalandırılmıştır.Bu ceza;diğer
toplumlarda olduğu gibi,fiziki bir
ceza değil,tamamen kişinin kendi
özünü sorgulamasına dönük,erdemli ve
onurlu olabilme yolunda Dede’nin
veya Mürşit’in verdiği manevi bir
cezadır.Suç işleyen kişi işlediği
suçu bütün Talip Canların ve Dedenin
huzurunda beyan eder.Canların rızası
ve Dedenin himmetiyle,suçu sabit
görülürse ve ceza
gerektiriyorsa,Canların ve Dedenin
uygun göreceği bir düşkünlük
cezasıyla cezalandırılır.
Cezayı alan talip,kendi
özüne döner ve devamlı olarak
nefsini sorgular.Cezası süresince
toplumdan dışlanır,hiçbir ayn’i ceme
alınmaz,hatta dost meclislerine ve
dost muhabbetlerine de
katılamaz.Kendisine cezası bitinceye
kadar selam verilmez ve kesinlikle
selamı da alınmaz.Bu süre zarfında
kendisini daha çok erdemli ve onurlu
olmaya adayan talip,hatasını
fazlasıyla hisseder,cezasının bir an
evvel bitmesi için ve hak aşkıyla
yanar,tutuşur.
Ne zaman ki cezası
biterse,ceza bitiminde,yeniden tüm
Can’lar ve Dede huzurunda sorgulanır
ve cezalı olduğu dönem gözden
geçirilir.Eğer ki cezalı olduğu
dönemde,özünü sorguladığına,nefsini
arıttığına,hatası nedeniyle vicdan
azabı çektiğine kanaat
getirilirse,cezasını tamamlamış
olur.Burada ki öğretide,esas olan
topluma, halkına,doğaya karşı suç
işleyen talip, suçunu bu dünyada
işlediği için ve kul hakkı yediği
için cezasını da toplum huzurunda
manevi olarak bu dünyada çekecektir.
Dedenin verdiği ceza mutlak
geçerlidir ve aynı cezanın tekrarı
halinde ömür boyu düşkünlüğe kadar
gidebilir.Tek amaç üzerine kurulu
olan bu öğretide,toplum devamlı
olarak kendini sorgulamalı ve
nefsini bütün kötülüklerden
arındırmalıdır.Bu öğretiyi günümüze
kadar yaşatan bu kültürün önümüzde
ki süreçte de yaşatılması
kesindir.Bu erdemliliği yaşayan ve
yaşatan tüm bilgelere saygılarımı
sunuyorum.(Not:
Lütfen yukarıda ki bilgileri iznim
olmadan, izinsiz olarak
kopyalamazsanız çok memnun olurum)Veli TÜRKARSLAN/15.Ekim.2017/MARMARİS
|